Önce iş güvenliği…

May 27, 2014 / 18:17 Anasayfa » İŞ GÜVENLİĞİ » Önce iş güvenliği…

Ülkemizde iş güvenliğine dönük yasanın Mecliste ilk onaylandığı tarihi hatırlayacak olursak; 12 Mart 2012 tarihinde İstanbul Esenyurt’ta bir alışveriş merkezi inşaatının şantiyesinde işçilerin yatakhane olarak kullandığı çadırlarda çıkan yangında 11 işçi hayatını kaybetmişti. Bunun üzerine Meclis gündemine İş sağlığı ve Güvenliği Kanunu getirilmiş ve 30 Haziran 2012′de 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu yürürlüğe konmuştur.

Bu kanun ile ülkemizde kazası ve meslek hastalıklarının neden oldukları kayıpları en aza indirmek amacıyla, sistemli ve bilimsel araştırmalara dayalı güvenlik önlemlerinin saptanması ve uygulamasına yönelik çalışmaların başlamasını sağlamıştır.

Burada dikkat çekilecek en önemli konu denetim uzmanı olan iş sağlığı ve güvenliği uzmanlarının denetim yaptığı firmadan maaşlarını alıyor olmasıdır. Bu denetimler ne kadar sağlıklı olabilir? Bu nedenle İSG uzmanlarının bağımsız ve devlet adına denetleme yetkisine sahip olması ücretini de devletten alması denetimleri daha geçerli kılacaktır.

İş güvenliği kavramı, Hipokrat’ın kurşun zehirlenmesini tespiti ile başlayan alana ait çalışmalar, günümüzde pek çok çalışmanın yanında, sadece meslek hastalıkları ile ilgilenen hastanelerin kurulmasını gerekli hale getirmiştir. İş yerlerinde işin yapımı sırasında, sağlığa, işe ve işyerine, zarar verebilecek olan, çeşitli sebeplerden kaynaklanan, olumsuz şartlardan korunmak amacı ile yapılan planlı çalışmaların hepsine “iş güvenliği” denir.

M.Ö. 2000′lerde Babil İmparatorluğu’nun kurucusu Hammurabi (M.Ö. 1819-1950) tarafından hazırlanan Hammurabi Kanunlarında iş sağlığı ve güvenliği hususunda hükümler bulunmaktaydı. İşte o kanunda yer alan metinler;
“Eğer bir müteahhidin sağlam yapmadığı bir binanın çökmesi sonucunda bina sahibi hayatını kaybederse, müteahhit ölüm cezasına çarptırılır; eğer bina sahibinin oğlu hayatını kaybetmişse, müteahhidin oğlu ölüm cezasına çarptırılır; eğer bina sahibinin kölesi hayatını kaybetmişse, müteahhit aynı değerde bir köleyi bina sahibine verir. Eğer müteahhidin sağlam yaptığı bir binanın çökmesi sonucunda bina sahibinin malları hasar görmüşse, müteahhit binayı yeniden yapacağı gibi, bina sahibinin tüm zarar ve ziyanını da karşılayacaktır. Bir binanın inşaat kurallarına uyulmadan yapılan bir duvarı yıkılırsa, müteahhit tüm masrafları kendisine ait olmak üzere o duvarı sağlamlaştırmak zorundadır”.
Yıllar önce yazılan bu metinler ders niteliğinde…

İş güvenliği konusunun ilk sahipleri kuşkusuz devlet, işverenler ve sendikalardır. Arzu edilen sonuçlara ulaşılabilmesi için bu üçlünün kendilerine düşen ödevleri en iyi şekilde yerine getirmesi, ayrıca kendi aralarında olumlu bir işbirliğinin tüm koşullarını yaratmaları gerekir.

Bu nedenle denilebilir ki, sadece bir iş yerinde değil, bütün ülkede iş güvenliği varsa orada sağlık ve mutluluk vardır. İş güvenliği yoksa, denetim yoksa, can kayıpları, sakatlıklar, hastalıklar vardır.
O halde sözün bittiği yerde o sloganı hatırlamada fayda vardır. ”Önce iş güvenliği…”

Hayati Oktay
Uzman Eğitimci